Beyaz Zambaklar Diyarına Dönüşmek

  • 24
    HAZ
    2011 hit
    Beyaz Zambaklar Diyarına Dönüşmek

     Yıllar önce Moskova'daki devlet tiyatrosunun duvarlarında aniden büyük çatlaklar oluşmuş ve bina yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Mühendisler çatlakların sebebini araştırdığında binanın çürük ahşap temeller üzerine inşa edildiğini fark etmişlerdi. Mühendisler binayı yıkmak yerine köşelerden başlayarak, temeldeki çürüyen ağaç kazıklarının yerine parça parça sağlam granit taşlar yerleştirdiler ve bu şekilde binanın temelini yenilediler.
    Bu akıllı tadilat sayesinde bina, sağlam temeller üzerine kuruldu ve halen dimdik bir şekilde ayakta duruyor.
    "İşte devletlerin tarihi ve milletlerin hayatı da bu tiyatro binasına benziyor.
    Devlet düzeninin çürük temelleri, halkı yönetmenin eski şekilleri geçmişte yeterli görülse de değişen nesillerle yönetim biçimleri değişiyor. Yeni kavramlar ortaya çıkıyor. Akla dayalı, yeni, adaletli ve sağlam temellere dayalı yönetim biçimleri oluşturulmalıdır" diyor yazar Grigoriy Petrov, 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde' adlı kitabında.

    ATATÜRK TÜRKÇE'YE ÇEVİRTTİRDİ

    Halkına bağımsızlık, ulusal bilinç, kalkınma, halk sevgisi gibi kavramları aşılayarak bataklıklardan, göllerden, granit taşlardan oluşan Finlandiya'nın nasıl kalkındığını ve Beyaz Zambaklar ülkesine nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Bu değerli kitabın Türkçe'ye çevrilmesini Atatürk istiyor ve Türk eğitim kurumlarında okunmasını zorunlu tutuyor. Kitapta beni en çok etkileyen dönemin ünlü bilgini, filozofu ve siyasetçisi Snellman'ın çabası.
    Bir halk öğretmeni gibi çalışan Snellman, bir grup mühendis, avukat, papaz ve memurla halkın eğitim düzeyini yükseltici seferberlik başlatıyor.
    Bu bir grup okumuş insan, halkı eğitmek için gece gündüz çalışıyor, ülkesinin kalkınmasında herkesin görevi olduğunu anlatıyor ve şunları vurguluyorlardı:
    Halkın disiplin ve düzen içinde çalışması, kendisinin ve başkalarının haklarına saygılı olmayı, aydınların halka örnek olmalarını, halkın kardeşliğini, mutlu aile hayatının nasıl olacağını, iyi niyeti, sevgiyi, beraberliği, halka nasıl çalışması gerektiğini, ucuz ve mütevazı iyi binaların nasıl yapılacağı gibi birçok konuda bu öğretmenler halkı eğitiyor ve karanlık köşelere kandil yakıyorlardı.

    BİLGİNİN GÜCÜNE İNANALIM

    Finlandiya yıllarca Rusya ve İsveç hakimiyeti altında yaşamıştı. Hep işgal tehlikesinde olan halk komşu ülkelerden daha yüksek bir kültür düzeyine sahip olunursa hırslı ve güçlü komşularına karşı koyabileceklerine inandılar. Böylece bilginin gücüne inandılar ve bilgiyi kalkınmanın en büyük silahı olarak kullandılar.
    Bu açıdan Finlandiya bilginin gücünden yararlanarak küllerinden doğmuş bir ülkedir. Birbirine kenetlenen Fin halkının tüm bu çabaları onları uygar bir ülke konumuna getirmiştir. Ne mutlu ki zaman içinde örnek gösterilen bu Avrupa ülkesi, Pisa sonuçlarında en başarılı ülkelerden olmuştur. Finlandiya eğitim sistemi dünyada birçok ülke tarafından model alınmaktadır. Bataklıklarından beyaz zambaklara dönüşen küçük bir ülkenin şu anki durumu, bir taraftan da geçmişte üç kıtada hakimiyet kurmuş Türk milletinin şanlı durumu...

    ÇOK ÇALIŞIP KENETLENMELİYİZ

    Gereksiz siyasi atışma ve tartışmaları bir tarafa bırakıp, bize emanet edilen bu değerli vatanımızı nasıl ileri taşıyabiliriz sorusunun peşinden gidelim. Bir gelişim seferberliği başlatalım. Başkalarından beklemeyi bırakıp kendimizin ne yapabileceğine odaklanalım! Özellikle Atalarımız gibi çok okuyalım. Bir konu hakkında konuşacaksak okuyup araştırmadan konuşmayalım. Okumadan alim, yazmadan katip olmak bir Türk'e yakışmaz.

    Kaynak:Gonca Elibol Yeni Asır Köşe Yazısı